EĞER BİR İKTİDAR SEÇİM SANDIĞINDAN KAÇIYORSA, BAŞARISIZ OLDUĞUNU KABUL EDİYOR DEMEKTİR
  1. Ana Sayfa
  2. Yerel Haber

EĞER BİR İKTİDAR SEÇİM SANDIĞINDAN KAÇIYORSA, BAŞARISIZ OLDUĞUNU KABUL EDİYOR DEMEKTİR

0

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Ne yazık ki üzücü bir gündemle başlamak zorundayız. Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan çok üzücü ve toplumumuz için travmatik olan iki eylem gerçekleşti. 8 çocuğumuzu ve öğrencilerini korumak için kendisini vücudunu siper eden kahraman öğretmenimiz Ayla Kara’yı kaybettik. Bu konuyla ilgili önümüzdeki günlerde de tartışmalar konuşmalar devam edecektir muhakkak. Her zaman olduğu gibi bu hadisede de bilimin ışığında yol almamız gerektiğini düşünüyorum. Onun için bugün bu basın toplantısının başında bu konunun Türkiye’deki en seçkin uzmanlarından birisini Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı, psikiyatri profesörü ama sadece psikiyatri profesörü değil, aynı zamanda adli tıp doktoru ve 3 yıl da İçişleri Bakanlığı Bilim Kurulu Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Sertaç Ak’ı buraya davet etmek istiyorum. Sertaç Bey bu konuyu bilen birisi olarak ve bu böyle bir olayın beklendiğini bana daha önce ifade eden birisi olarak sizlerle, Türk kamuoyuyla ve tabii basın aracılığıyla yetkililerle de görüşlerini paylaşacak. Eğer görüşlerine daha ayrıntılı ihtiyaç duyulduğu düşünülürse Sertaç Bey bu görüşlerini her platformda paylaşmaya ve daha detaylara inmeye de hazır.”

Prof. Dr. Sertaç Ak: “Bu elim hadise ani gerçekleşen bir durum olduğu için üzerinde bilimsel çalışma yapmanın imkanı oldukça düşük. Literatürü taradığımızda, ki biz son 4-5 yıldır psikiyatri camiası ve klinik psikoloji ve sosyal psikoloji camiası olarak kendi aramızdaki konuşmalarımızda böyle bir olayın, benzeri olayların ülkemizde yani okul basıp ciddi miktarda, ciddi sayıda insana zarar verme hadisesinin gerçekleşebileceğini bekliyorduk. Ne yazık ki yanılmadık.

Tahminlerden daha sık bu olay. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde 9 yıllık takip yapılan bir çalışmada 288 baskın not edilmiş. Yani 300’e yakın baskın. Neredeyse Amerika Birleşik Devletleri’nde 10 günde bir bu olay oluyor. 2’den fazla, 3’ten fazla öğrenci öldürülüyor. G7 ülkelerini ele aldığımızda yani Amerika dışındaki 6 ülkeye baktığımızda bu aynı süre içinde sadece 5 olay. Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi anlamda bir sorun. Yani aşağı yukarı diğer ülkelerin 57 kat fazlası görülüyor. Yani 9 yılda 5 ülkede sadece 5 olay varken, ne yazık ki geçtiğimiz günlerde 2 olayı üst üste yaşadık. Hatta belki de bir üçüncü olay son anda engellendi.

Bu saldırganlara baktığımızda, diğer psikopat, antisosyal kişilik bozukluğu ya da şiddet içeren suçlarla ilgili davranış gösteren saldırganlardan farklı bir profilleri olduğunu görüyoruz. Ciddi anlamda yapılan çalışmalarda temel olarak üç farklı alanda bu saldırganlar sınıflanabiliyorlar. Örneğin bu üç alanı söyleyecek olursak, sosyodemografik alanda diğer suçlulardan ve insanlardan farklılaşıyorlar, akıl sağlığı alanında farklılaşıyorlar ve olay öncesi yaşadıkları zorlu yaşam olayları açısından farklılıklar var. Nedir bunlar? Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nde bu araştırmalar çok sayıda saldırgan üzerinde yapılmış. Yaklaşık 300’ün üzerindeki saldırgan üzerinde yapılan çalışmalarda. Bir kere yaş ortalaması 19, bizim saldırganımıza benzer. Düşük sosyoekonomik düzey diye düşünürüz. Hayır, öyle çıkmıyor. Orta-alt ya da orta sosyoekonomik düzeyde çıkıyor. Şiddet içeren suçlarda beyaz Amerikalı sıklığı azken burada yüzde 56 ile beyaz Amerikalı sıklığı söz konusu. Erkekler daha yoğun, yüzde 97’ye yüzde 3 kadın. Fakat bu veri çok sağlıklı değil çünkü silahla şiddet içeren eylemlerde de aynı oran var. O yüzden bir erkek suçudur diye tanımlamak çok doğru olmayacak. Sosyodemografik olarak anne-baba geçimsizliği, anne-baba ayrılığı bu grupta yüzde 71 oranında görülüyor. Bu çok önemli.

Akıl sağlığına gelecek olursak, pek çok kişi bunların akıl sağlığının ileri derecede bozuk, ne yazık ki bir kısmı şizofreni, başka tür adlandırmalarda da bulunuyor. Hayır, ağır akıl hastalıkları bu grupta yüzde 7 oranında görülüyor sadece. Fakat bu grupta yüzde 55 oranında depresyon ve intihar düşüncesi görülüyor. Zaten bu eylemi gerçekleştirenlerin önemli bir kısmı da eylemin sonunda kendi yaşamlarına son veriyorlar. Yani herhangi bir şiddet içeren eylemi gerçekleştiren bir suçlu gibi değiller. Herhangi bir şekilde onları ölüm cezasıyla, onları hapis cezasıyla korkutamazsınız çünkü onlar zaten vazgeçmiş durumdalar. Kendi hayatlarına da genelde son veriyorlar. Akıl sağlığı açısından yüzde 55 oranında depresyon ve intihar düşünceleri olduğunu söyledik. Öz saygıları düşük gençler oluyorlar genelde. Narsistik defanslar dediğimiz öz saygınız düşünce ağır narsistik bir savunma mekanizması geliştirirsiniz. Sorunlarla başa çıkma becerileri düşük çıkıyor. Öfke kontrol güçlüğü, olay öncesinde okul notlarına bu kişilerin çoğu zaman alınmış ve şüpheci kişilik yapısı ön planda. Üçüncü başlık ise zorlu yaşam olayı. Bunlar tetiği çeken olaylar. Saldırı öncesi en sık karşılaşılan yüzde 74 oranında dışlanma, reddedilme. Arkadaşları tarafından dışlanma, akran zorbalığına maruz kalma, karşı cins tarafından reddedilme. Bunun aile tarafından iyi ele alınamaması, sonrasında okuldan da herhangi bir destek görmediği denkleme katılınca sonuç gerçekleşiyor. En sık tetikleyici ne diye bakıldığında, yani olaydan 1-2 gün önce yaşanan en sık sıkıntı ne diye bakıldığında, romantik olarak yani bir karşı cinsten ayrılık, reddedilme ya da bir ders, spor ve benzeri konularda başarısız olma tetiği çeken son olay oluyor.

Şimdi, çözüm önerilerine gelirsek, çözüm önerisi olarak her okulun başına silahlı bir güvenlik görevlisi dikmek, açıkçası geçici bir çözüm olabilir ama teşbihte hata olmaz. Orada bataklık var, biz burada sivrisineklerle, sivrisinek gelir diye uğraşırsak, bataklığın sulanması devam ettiği sürece bu sorun devam edecektir. Ki bugün aynı sorunu, toplumumuza yayılan uyuşturucu sorununda da görüyoruz. Uyuşturucuyu satan torbacıların en sık bulundukları yerler bakıldığında okul önleri oluyor. Yani şu andaki güvenlikle de başka türlü. Biz daha torbacıları okulların önünden temizleyemedik ki bu gibi sinsi, diğer suçlulara benzemeyen, silahlarını saklayabilen ve kendilerinden hiç beklenmeyecek kişilerin eylemleri güvenlik önlemleriyle ne kadar engellenir, takdirinize bırakıyorum.

Kök nedenine inmeden, yani biraz önce anlattığım bu sosyodemografik verilere sahip, akıl sağlığında depresyon ve intihar düşüncesine doğru gelmiş, zorlu yaşam olaylarını göğüsleyemeyen ve ailesi tarafından da bunun iyi eline alamadığı, özellikle devamsızlık yapan gençlere, öğrencilerimize, okuldaki psikolojik danışmanların müdahale etmesi gerekiyor. Gerekirse bu kişilerin bildirimlerinin ve psikiyatri tarafından tedavilerinin yaptırılması gerekiyor. Yani hemen her okulda bulunan psikolojik danışmanlarımıza ciddi bir görev düşüyor. Kök neden olarak bu kişilerin erkenden saptanıp tedaviye yönlendirilmeleri, özellikle de bu olay olmadan önce müdahalenin orada yapılması gerekiyor. Burada da Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer Bakanlıklar arasında ciddi bir koordinasyonsuzluk olduğunu biliyoruz. Suça sürüklenen çocuk çalışan arkadaşlar çok iyi biliyorlar ki, çocuğun suça sürüklenmesinin en büyük belirleyicisi okul, nedensiz okul devamsızlığı çıktı ve ailenin de bundan çok bilgisinin olmaması çıktı. Fakat okul, bu tür okul devamsızlığının bilgisini bile Milli Eğitim Bakanlığı’na daha paylaşacak bir sistemi yokken, böyle bir durumda, ailevi sorun yaşayan, arkadaşları tarafından reddedilen, başka bir romantik olarak reddedilen, öfke kontrol güçlüğü daha öncesinde olan, bu gibi belirtileri daha öncesinden bağıra bağıra söyleyen bir genci saptayabilir mi mevcut sistem? Çok emin değiliz ama istenirse gerekli önlemler alınırsa, gerekli eğitimler verilirse, ben bu meselenin en azından hızlıca çözülebileceğini düşünüyorum.

Bir önerim de şu olacak basın mensubu arkadaşlara, bilindiği üzere bu gibi eylemler yayılgandır. Yani bir kişi yaptığı zaman başka bir kişi başkalarını tetikler. O yüzden saldırganların fotoğrafları, paylaşımları, saldırı sırasındaki ellerindeki silahlarla görüntülerinin kesinlikle paylaşılmaması gerekiyor. Sayın Genel Başkanımızın da belirttiği gibi, bu gibi olaylarda görüntüleri sadece yetkili kişilerin almasını ve resmi kayıtla bunların tutanak ve zapt altına alınması gerekiyor. Bunun dışındaki görüntülerin hiçbir şekilde hiçbir mecrada bulunmaması gerekiyor. Çünkü ilk olay olduğunda Sayın Genel Başkanımla konuştuk, yıllardır bekliyorduk. Fakat bu kadar yayınlanırsa devamı gelecek dedik, ne yazık ki haklı çıktık. Değerli basın mensuplarını da bu konuda yayın yasağı şeklinde değil, hassasiyet göstermelerini istirham ediyoruz. Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ederim.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Evet, değerli basın mensupları, süreci takip etmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi 12 Nisan Pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve mesai arkadaşları ziyarette bulundular Genel Merkezimizi ve önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Salı günü de Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara bürosunu ziyaret ettik. Bu ziyaret sırasında da partimizin siyasetin gelişmesi konusundaki önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmelerini paylaşma imkanı bulduk.

Yine hatırlanacağı üzere Zafer Partisi olarak bir çağrı yapmıştık. Bu çağrımızda PKK ile müzakerelerin bir milli güvenlik meselesi olduğunu, yapılması planlanan anayasal ve yasal değişikliklerin milli üniter ve laik devleti tasfiye etmeyi hedeflediğini ve milli devlet yerine çok uluslu, çok mezhepli yeni kırılgan bir yapı oluşturulmak istendiğini ifade etmiştik. Narko terörist, eli kanlı bebek katili Abdullah Öcalan Öcalan, ‘kurucu önder’ diye tanımlanıyor ve ona yeni bir siyasi statü oluşturulamk isteniyor. Buna olan itirazımızı güçlü bir şekilde ortaya koymuştuk. Şimdi görüyoruz ki Öcalan’a İmralı’da çalışma ofisi oluşturuluyormuş. Yani istenildiği yeni statüye adım adım yaklaşıyor. Bütün bu gelişmeler Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturuyor. Gri alanlar ortadan kayboluyor. Siyah ve beyaz karşımıza çıkıyor. Bir tarafta milli, üniter ve laik devleti DEM’le ve Öcalan’la değiştirmeyi hedefleyen proje taraftarları, diğer tarafta Atatürk’ün mirası, İstiklal Harbimizin sonucu olan milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan, koruyan siyasal partiler.

Biz bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk, Kürt, Arap şeklinde etnik gruplara ayrıştıracak, milli üniter devleti tasviye edecek yaklaşımın karşısına Atatürk’le buluşmayı önerdik ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini savunan siyasi partileri bir arada bu yoğun saldırıya karşı durmaya davet ettik. Bu davetimizin arkasındayız ve tekrarlıyoruz. Bu süreçten çıkış ancak Atatürk’te buluşmayla olur. Bu süreci Türk milletinin sağlıklı bir şekilde aşması ancak Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine sadakatle, bağlılıkla ve bu felsefeyi 21. yüzyıla taşımakla olur.

Daha son seçimlerde bizim de içinde olduğumuz bütün muhalif partileri Öcalan’la iş birliği yapmakla suçlayan, ‘bunlar seçilirlerse Öcalan’ı serbest bırakacaklar, PKK’ya af getirecekler’ diyen Cumhur İttifakı’nın ki o gün HÜDA-PAR’la işbirliği yapmışlardı, şimdi bu işbirliğine Öcalan’ı ve DEM’i de kattığını görüyoruz. Hadi gelin seçime gidelim, bakalım vatansever AK Partili seçmen, milliyetçi MHP seçmeni sizin Öcalan’la kol kola girmenize ne diyecek? Onun için tekrar diyoruz, Anayasa’nın gereği yerine getirilmeli, bir ara seçim yapılmalı. Biz seçimin her türlüsüne Zafer Partisi olarak hazırız ve Türk milleti de artık kendisine söylenen yalanlar karşısında yeni bir seçim istiyor, sandığın gelmesini istiyor. Milletten korkmayın, milletten kaçmayın, sandıktan kaçmayın, milletin iradesinden çekinmeyin. Eğer bir iktidar sandıktan ve milletten kaçmaya, seçimden korkmaya başlamışsa, zaten siyasi vadesi dolmuş demektir. Eğer bir iktidar seçim sandığından kaçıyorsa, başarısız olduğunu kabul ediyor demektir. Millete rağmen siyaset ve millete rağmen iktidar olmaz. Süre uzadıkça, seçimler geciktikçe halkın siyasi tepkisi daha da artacaktır. Sonunda iktidardan gideceksiniz ve Türkiye yeni bir iktidarla tanışacak.

Evet, değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

Bu tespitlerimden sonra sizinle bir de olumlu haber paylaşmak istiyorum. İki haftadır burada yapmış olduğumuz Türk Milleti toplantılarında iktidarı İran’da, İsrail ve Amerikan saldırısı sonucunda ortaya çıkmış olan ağır insani duruma sessiz kalmamaya ve İran’a insani yardım yapmaya davet etmiştik. Dün Kızılay, İran’a 4 tır dolusu, 48 ton insani yardım yollamış. Bunu yetersiz görmekle birlikte önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz ve Zafer Partisi’nin bu önerisinin dikkate alınmasından dolayı da memnuniyetimizi ifade ediyoruz.

Değerli basın mensupları, bizleri televizyonların ve sosyal medyaların başında izleyen değerli yurttaşlarım,

Bugün bu basın toplantısından sonra Bursa’ya gideceğim. 4 gün Bursa’dayım ve sevgili Bursalılarla değişik platformlarda bir araya geleceğim. Pazar akşamı, bu hafta sonu yani, Muğla’ya geçeceğiz heyetimizle birlikte ve 2 gün Muğla ve Muğla’nın ilçelerinde temaslarımız olacak. Ve sonra Çarşamba günü, pazar gününe kadar İzmir’de sevgili İzmirlilerle bir araya geleceğiz. Hem İzmir Merkez’de hem de ilçelerde Zafer Partisi’nin politikalarını İzmirli Sivil Toplum Kuruluşlarına anlatacağız, onların da görüşlerini alacağız. 24 yıllık AKP iktidarının neden olduğu derin yoksulluk ve ekonomik buhran karşısında Zafer Partisi’nin ekonomik çözümlerini ortaya koyacağız. Türkiye’nin sanayi sorunlarını ve Zafer Partisi’nin sanayi stratejilerini açıklayacağız. Bilim, teknoloji ve teknolojik dönüşüm konusunda Türkiye’nin yapması gereken hamleleri açıklayacağız.

Tabii ki Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden birisi hiç şüphesiz 13 milyon sığınmacı ve kaçağın oluşturduğu büyük yük olmaya devam etmektedir. Suriye’de savaş bitmiş olmasına rağmen Suriyelilerin büyük bir kısmı Türkiye’de varlıklarını sürdürmektedir. Afganlar Türkiye’ye gelmeye devam etmektedir. Vatandaşlık verilme süreci devam etmektedir. Bunlarla ilgili notlarımızı da alıyor, takibe devam ediyoruz. Konuyu gündemde nasıl tuttuysak bundan sonra da Türkiye’nin yaşamış olduğu göç ve göçten kaynaklı sorunları ve bu sorunun aşılması için tek çözüm yolu olan Anadolu Kalesi Projesi’ni Türk milletiyle paylaşmaya devam edeceğiz.

Yine İzmir’de bu yaşanan Terörsüz Türkiye adı altında aslında terörle, terör örgütüyle ve onların talepleriyle uzlaşma süreciyle ilgili bir panel düzenleyeceğiz. Bu panelde benim dışımda Müstafi Tümamiral Sayın Cihat Yaycı, ve bu arada ayrıldıktan sonra akademik çalışmalarını da profesörlüğe kadar yükseltti ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum’un da konuşmacı olduğu bir panelde sevgili İzmirlilerle bir araya geleceğiz ve görüşlerimizi paylaşacağız.

Tabii Zafer Partisi kadroları Türkiye’nin değişik yerlerinde çalışmaya ve Türk milletinin meselelerini gündeme taşımaya devam ediyorlar. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Özcan Pehlivanoğlu, Yörük Türkmenleri ile beraberdi ve Pazar günü de Denizli ve Muğla teşkilatlarımızla birlikte Akbelen’de köylünün, çiftçinin yanındaydı. Kızı haksız yere tutuklanan Muhtar Nejla Işık Hanımefendi’ye destek verdi, onunla görüştü. Özcan Pehlivanoğlu Muğla’da Denizli’de sahadayken diğer bir Genel Başkan Yardımcımız Esma Aslan Hanım da Giresun’da bütün Karadeniz’i adeta bir maden sahası haline getiren sürece karşı mücadele etmek için sahadaydı ve Tirebolu Sekü Köyünde halkla beraberdi ve orada hatırlanacağı üzere AK Parti Milletvekili Nazım Elmas ile bir köy kahvesinde tartışmaları oldu ve vatandaş adına Nazım Elmas’a sorduğu sorulara cevap alamadı ve AK Parti Milletvekili kahvehaneden apar topar ayrılarak adeta kaçmak zorunda kaldı.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

Zafer Partisi kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin ekolojik yapısına yönelik gerçekleştirilen saldırıların karşısında hep ön cephede olmuştur. Bazı çalışmalarımız, projelerimiz, girişimlerimiz zaman içerisinde unutuluyor. Bunların unutulmasına müsaade etmememiz gerekiyor çünkü bu Zafer Partisi’nin mücadelesinin, siyasi tavrının önemli bir parçasıdır. Evet, hiç kimse yokken Akbelen’de biz vardık, Zafer Partisi vardı. Erzincan’da, İliç’te biz vardık, Zafer Partisi vardı. Rize İkizdere’de Zafer Partisi vardı, biz vardık. O ziyaretten sonra Cengiz İnşaat, Ümit Özdağ’ı mahkemeye verdi. Cengiz İnşaat’ın mahkemeye vermiş olduğu tek Genel Başkan olmaktan da gurur duyuyorum. Yine Kayseri Develi’de Genel Başkan Yardımcılarımız vardı, ben vardım. İzmir’de Menderes Efemçukuru’ndaki maden talanlarına karşı da Zafer Partisi vardı. 24 Haziran 2022’de İliç maden sahasını ziyaret ettiğim zaman ‘burada bir Çernobil yaşanacak tedbir alınmazsa’ dedim. 13 Şubat 2024’te orada büyük bir felaket yaşandı. Sonuçlarını önümüzdeki yıllarda daha fazla anlayacağımızı düşünüyoruz. Ben tekrar bu hadise gerçekleştiğinden sonra İliç’e gittiğim zamanda jandarma tarafından olay sahasına girmem engellendi. Oysa ben olay olmadan 2 sene önce burada olacak diye bu haber vermiştim Türkiye’ye.

Değerli Zafer Partililer,

Bu maden sahaları sadece ormanlarımızı tahrip etmekle kalmıyor, topraklarımıza, nehirlerimize ve soluduğumuz havaya zehir saçıyor. Çok uluslu yabancı maden şirketleri değerli madenlerimizi yok pahasına alıp götürüyorlar. Kendi ülkelerinde kullanmaları yasak olan yöntemleri sevgili Anadolu topraklarında, bedeli Türk kanıyla ödenmiş Anadolu topraklarında umarsızca kullanıyorlar. İktidar buna müsaade ediyor, buna seyirci kalıyor. Kanadalıların ormanları Türk milletinin ormanlarından daha mı değerlidir ki? Kanada toprakları Anadolu topraklarından, Türkiye’nin topraklarından daha mı değerlidir ki ayrı bir muameleyi hak ediyor? Evet, gerçekçi olan Kanada toprakları, Kızılderililerin soykırımı üzerine inşa edilmiş, kolonyalist politikalarla işgal edilmiş topraklardır. Anadolu toprakları ise Türk milletinin vatanıdır. Şimdi bir Kanada şirketi geliyor, Türkiye’de iktidarın umarsız yaklaşımı, hatta teşviğiyle bu topraklarda zehirlemeler gerçekleştiriliyor. Bu kabul edilebilir değildir.

İncir ağaçlarının, zeytin ağaçlarının, ormanların söküldüğünü görüyoruz. Dindar nesil yetiştireceğiz deyip kindar bir nesil ortaya çıkartan bugünkü iktidarın sahiplerine hatırlatmak isterim: Kur’an-ı Kerim’de ‘zeytine, incire ant olsun’ diyor. Siz bu ağaçları kesiyorsunuz, yok ediyorsunuz. Bunlar stratejik ürünler. Hele zeytin, olağanüstü büyük bir öneme sahip. Nasıl izah edeceksiniz bunları gelecek nesillere? Elbette edemeyeceksiniz.

Sevgili Zafer Partililer, değerli basın mensupları,

Ekonomik buhran da olanca ağırlığıyla ve ufukta bir çözüm olmadan devam ediyor. Hükümet ekonomideki başarısızlığını, enflasyonu dizginleyememesini, para istikrarını sağlayamamasını, faizleri düşürememesini şimdi İran-İsrail-Amerika savaşını bahane ederek gizlemeye çalışıyor. Evet, tabii ki bu savaşın dünya ekonomisi üzerinde ve Türkiye ekonomisi üzerinde etkileri oldu ancak bu savaş çıkmadan çok önce Türk ekonomisi ağır bir buhrandan geçmekteydi zaten. Bakın, bu hafta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2025 bilançosunda 1 trilyon 65 milyar TL zarar açıkladı. Bu zarar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6,3’üne ulaşmış durumda. Bunu artık para politikaları alanında alarm olarak okumamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2023 yılında 818,2 milyar TL, 2024’te 700,4 milyar TL zarar açıklamıştı. Böylece bu sene büyük bir artış var ama üç yıllık toplam zarar 2 trilyon 574 milyar TL’ye ulaştı. Bu zararın büyük ölçüde kur korumalı mevduattan kaynaklandığını görüyoruz. Kur korumalı mevduat uygulamasından istifade eden para sahiplerinin ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne elde ettikleri büyük kazançlara rağmen sıfır lira vergi ödediğini de unutmayalım.

Dün Merkez Bankası yönetim bütçesi Mart ayı rakamlarını da açıkladı. Onun üzerinde de durmak istiyorum. Mart ayında yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 640,4 milyar TL oldu. Bütçe gelirleri ise 1 trilyon 230,5 milyar TL oldu. Yani Mart ayı bütçe açığı 229,9 milyar TL. Maliye ve Hazine Bakanlığı resmi verileri, bütçe giderleri içinde faiz giderlerinin hala yüksek seviyelerini koruduğunu gösteriyor. Daha da açık ifade edelim. Mart 2026 itibariyle 235 milyar TL faiz ödemesiyle bütçe giderlerinde faiz giderlerinin payı yüzde 15,8’e çıkmış durumda. Gelinen bu aşamada 2011 Şubatından bu yana en yüksek faiz payı ödemesi olduğunu görüyoruz. Daha da ilginç olan konu ise, merkezi yönetim bütçe gelirleri geçen yılın mart ayına göre yüzde 60,6 artarak 1 trilyon 230 milyar 545 milyon liraya çıkmasına rağmen bu açık veriliyor. Diğer yanda Ocak-Mart döneminde üç aylık merkezi yönetim bütçesine bakıldığında bütçe açığı 420 milyar TL olarak açıklanmış. Üç aylık dönemde en dikkat çekici gider kalemi yine faiz giderleri olmuş. Bu dönemde faiz giderleri yüzde 88,8 artarak 876 milyar 71 milyon lira olmuş. Rahmetli Erbakan Hoca, hayatta olsaydı ne derdi? ‘Sizi gidin faizciler sizi’ derdi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin faiz lobilerine en fazla faiz ödemesi yapan hükümetiyle karşı karşıyayız. Bu tablo, Türkiye’nin kredi, faiz, borç sarmalında bocaladığını, faiz ödemelerin bakanlık bütçelerini katlamaya, yutmaya başladığını gösteriyor arkadaşlar.

Yine dün yayınlanan göstergelerden birisi de 2026 Mart ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi yani Tarım ÜFE değeriydi. Kim yayınladı? TÜİK yayınladı. Tayyip Bey’i üzmeme istatistik kurumu. Böyle düşünelim arkadaşlar, yani ben size belirli rakamlar vereceğim ama bu rakamları TÜİK’in verdiğini lütfen göz önünde tutalım. Yani yanlışlar benden kaynaklanmıyor. TÜİK’e göre yıllık tarım ÜFE yüzde 36,09 arttı. Aylık 3,85 artmış. Geçen hafta, hatırlarsınız, aynı TÜİK Mart ayı tüketici fiyat endeksi TÜFE’yi aylık 1,94 olarak açıklamıştı. Yani Mart ayı tarım ÜFE değeri 3,85, aynı ayın TÜFE değerinin iki kat fazlası. Daha basit anlatırsak, tarımsal girdi maliyetiyle tüketici fiyatları arasında makasın ne kadar açılmış olduğunu TÜİK bile kabul ediyor. Belki de geçen ay yayınladıkların rakamı unuttular. Onun için böyle bir rakam verdiler. Ama TÜİK’in bu rakamları bile artık ekonominin kontrol edilemediğini, ne kadar başarısız olduğunu gösteriyor. Biz de zaten bunu semt pazarında alışveriş yapan vatandaşla birlikte de pazarcıyla konuşurken görüyoruz. Pazarcı vatandaşa üzülüyor, vatandaş pazarcıya üzülüyor.

Değerli Zafer Partililer, değerli basın mensupları,

İçeride ekonomik buhran artarken, yurt dışında da ABD, İsrail’in hukuksuz saldırısıyla başlayan İran savaşında gelinen ateşkes konusundaki gelişmeleri de dikkatle izliyoruz. Zafer Partisi’nin milli güvenlik ve dış politika meselelerini izleyen çok değerli üyelerden oluşan iki farklı kurulu var. Her iki kurul da bu süreci teknik detaylarına hakim bir şekilde izliyor. Pakistan’daki ilk görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmış olmakla birlikte taraflar arasında arka kapı diplomasisinin sürdürüldüğünü görüyoruz. İkinci görüşmelerin Pakistan’da olmayacağı anlaşılıyor. Amerikan tarafı ‘11 saatlik bir yolculukla biz oraya gidiyoruz İran ise 2 saatlik bir yolculukla Pakistan’a geliyor’ diyor. Yani inanılır gibi değil. O kadar dertliyseniz Pakistan’ı Kanada’ya taşıyalım. Siz de daha kolay gitmiş olursunuz. Herhalde bir orta çizgi bulunacak. Önemli olan nerede olduğu değil, dünyaya ve bölgemize barış getirmesidir. Ama bu arada ABD’nin Hürmüz’de İran’ın koymuş olduğu ablukanın üzerine bir ikinci ablukayı koyduğunu gördük. Hindistan ve Çin’e ait bazı gemilerin geçişine izin verilmesi ve diplomasi girişimlerinin devam etmesine rağmen Hürmüz ablukası ateşkesin sona ermesi ve çatışmada yeni bir evreye geçilmesine neden olabilir. Bunu endişeyle izliyoruz. Çünkü bu Amerikan ablukası Asya Pasifik ülkelerini daha fazla etkiliyor ve bu ülkelerin krizin içine çekilme riskini arttırıyor. Çin, gemilerinin geçirilmemesine karşı önlemler alabilir ve bu önlemler dünya barışını tırnak içerisinde daha da sıkıntılı bir hale getirebilir.

Öte yandan Siyonist İsrail’in Lübnan’da saldırıları devam ediyor. İsrail, Lübnan’da bir bölgeyi işgal ederek bir tampon bölge oluşturma politikasını hızla ilerletiyor. Ancak İsrail ordusunun Hizbullah tarafından ağır şekilde hırpalandığını da görüyoruz. Ve bu oluşturmaya çalıştıkları tampon bölgenin başarılı olma ihtimali yok. Sadece bölgeyi sürekli savaş halinde tutacak bir işgal bölgesi olur, bunun ötesine geçmez. Bundan dolayı Amerika Birleşik Devletleri’nin hem Orta Doğu’ya hem kendisine yapabileceği en büyük iyilik en kısa zamanda İsrail’de barışın önünü açacak ve çevre ülkelere karşı saldırgan politikalara son verecek bir İsrail siyasi partisinin iktidara gelmesini desteklemek olmalıdır. Aksi taktirde Netanyahu sadece bölgeyi değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni de Trump iktidarını da bir çöpe doğru sürüklüyor.”

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yazar Hakkında

Yorum Yap